TUNCEL KURTİZ

Ustamdı yüreğimden tutan:Tuncel Kurtiz – Atilla Köprülüoğlu

 

                                                                                          “Hayatın kuralı bu ne kadar uzağa gidersen git,

                                                                                           başladığın yere dönersin sonunda…’’ T.KURTİZ

 

O, muhteşem bir duygu adamıydı. İnandıklarının peşinde koşan, her zeminde sıkı demokratlığını muhalifliğini dile getiren, tutkularıyla yaşayan, bir cesur. Portresinin yanında yazdığı gibikoca bir çınardı, yüzündeki her çizgiye binlerce anlam yüklemiş. Dokunmasan da ellerinin sıcaklığı gözlerinden hissedilen koca bir yürek.

‘Hocaların Hocası’ Gökovalı’nın iki tümcesi ile; “Gençlik yıllarında tanıştığı ve bir daha vazgeçemediği Edremit’i çok seviyordu. Oksijen deposu mitolojinin İda’sını (Kaz Dağı), mesken tutmuştu.’’

Tıpkı, şimdi huzur içinde yattığı İda’daki yaşamını anlattığı şiirli belgeselinde Sabahattin Ali’nin ‘Benim Meskenim Dağlardır Dağlar’ını dillendirircesine.

 

***

 

Bir sararmış Eylül sonuydu geçen yıl kaybettiğimizde Tuncel Kurtiz Usta’yı. Yeni kuşağın bir TV dizisindeki tiplemesi ‘Ramiz Dayı’ ile ilk kez keşfettiğini sandığı. 'Yeğen' diye başlayan replikleri ile namdar…

 

 

Kiminde, “Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim, yolun başında kimdin, unutursun…”, bazen de “Mesele ölmek değil, dost bildiğin en güvendiğin adamın eliyle ölmekmiş mesele” derdi. Oysa; ömründen 54 yıl vermişti tiyatromuza, sinemamıza, şiire…

Sinema yönetmeni-senarist Dr. Ahmet Boyacıoğlu’nun tanımıyla “Tuncel Kurtiz gökten zembille inmedi…” 1960’lardan itibaren sinemamızın önemli yapıtlarına imza atmış, önemli tiyatro oyunlarında üstün performans göstermişti. TV dizilerindeki başarısı da olgunluk yıllarına denk gelmişti. Çünkü; okuyor, okutuyordu durmaksızın… Setlerde; senaristlere bile okuduğu kitapları verdiğini, bazı replikleri önerdiğini öğreniyoruz. Okumaz toplumda bilginin güç olduğuna hep inanmış Usta’nın!

 

***

 

Klavyenin başındayken eski-meyen dostlardan Bülent Buda aradı. Tesadüf bu ya. Konuyu aktarınca “Şunu da ekle” dedi… “Gözükaralığını!’’:

“İzmirspor’dayız. 1960’lı yıllar.. Penaltıcı kaleci Seyfi Talaylı, Cengiz Kayalar, Doğan Akılı unutulmaz kadro ile Bursa’ya maça gitmiştik. Aynı otelde kamptayız. Tanıştık. O da Kenterler Tiyatrosu’nda. Yıldız-Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Gülsün Kamu, Sema Özcan’lı ekipte. Oturuyoruz. Şiirler okuyoruz Nazım’dan. Birara yan masalardan laf atılınca, kavga çıktı. Baktım; çok şık takım elbiseli Kurtiz Baba, tek başına önüne geleni indiriyor. Çok iyi dost olduk. Şiir; ortağımızdı. En son 2 yıl önce İstanbul’da doğum gününde bir aradaydık. Şeyh Bedrettin Destanı’nı oynamıştı. Kuliste ziyaret ettik Başak Kızım ile. Bir de fötr bir şapka hediye etmiştim. Son görüşümmüş. Işıklar içinde yatsın.’’

 

***

 

Öldüğü günün bir yıl sonrası kanalda röportajının tekrarı dönüyordu. Not almışım bölük, pörçük:

“Ben solcuyum. Doğa, çevre dostuyum arkadaş. Özdemir Asaf, Kenterler, Münir Özkul, Cahit Irgat’la yürüdüm, yol aldım… Yılmaz Güney ile Tarabya’daki bodrum katında dostluğa temel attık, ölünceye kadar hiç ayrılmadık. Aktivistim. Halk için Sanattır rotam…”

Sürgün yılları. Halk Otobüsü’nde ayakta bile oyununun ezberini yapan Usta. Dik duruşlu. Mütevazı. Üstün bilgi birikimiyle anımsayacağımız, çok özlediğimiz Tuncel Baba. Meslektaşımız Selin Sayar şu sözlerini hatırlatmış bizlere: “Ölüm gibidir sadakat, pazarlık yapamazsın. Bir kere çizgiyi geçtin mi, dönüş yoktur.”

Ben de Cemal Süreya dizeleri ile selamlıyorum Usta:

“Şelaleye Düşmüştür ZEYTİNinin Dalı. Celaliyim-Celalisin-Celali.” 

Bu yazı; 9 EYLÜL Gazetesi'nden alınmıştır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir