DOLUDİZGİN SUSUZLUĞA..

Doludizgin susuzluğa… – Atilla Köprülüoğlu

 

"Kimi bir damlaya hasret su gibi../Kimi sudan bıkmış sel gibi.
Kimi sudan can verir,/ Su nedir bilmez kimi." 

                                                         SU GÜNÜ

Irmaklarımız, göllerimiz, yeraltı su kaynaklarımız; bir bir/birer birer kuruyor.

Oysa tabiatın en güzel figürleri değil mi bunlar ?

Kömürlü termik santrallar faaliyete geçer. Foça’nın Ilıpınar’ında 3000 ağaç kesilir. Dereciklere bile çoğu mahkemelik Hidroelektrik Santrallar-HES’ler kurulur dört bir yanda. DSİ verileri, 69 kentte -çoğu mahkemelik- 479 HES olduğunu gösteriyor. 2025’e kadar gerçekleştirilecek 4 binin üzerinde de proje de sözkonusu.

Kuraklıktan bahsedilir; İstanbul Büyükşehir, şirketi Hamidiye’nin sularını 45 ülkeye satar. Göller yok olur. Özelleştirmeyle mantar gibi biten (!) damacana şirketleri..

Su zengini olmayan. Varolan kaynaklarını da kirleten/kurutan ülkemiz. Gelsin gazete başlıkları:

“Konya Havzası hidrolojik kuraklığa girdi”, “İstanbul’da su kesintisi”, “Samsun Büyükşehir Belediyesi su tasarrufu için kentin dört bir yanını afişlerle donattı”, “Kuraklık, Karadeniz’i vurdu”…

Susuzluğa doğru yol alan doludizgin Yeni (!) Türkiye…

 

***

 

Günümüzün örneklerinden birisidir Burdur Gölü. Her çevre haberinde mutlaka bir fotoğrafı yer alan göl. Verilere göre; son 30 yılda üçte bir oranında küçülmüş. Burdurlu Mustafa Balbay’ın benzetimi ile, “Onulmaz hastalığa yakalanmış bir insan gibi giderek zayıflayıp kabuğuna çekildi, ölümü bekliyor.”

Su-Ekolojik Sistem uzmanları, Burdur Gölü’nün 20-25 yıllık süreçte çölleşerek haritadan silinebileceğini düşünüyor. Çünkü; istatistikler yıl boyunca 300 milyon metreküp suyun yok olduğuna işaret ediyor.

Nedeni de net; gölün ‘’aortu’’ su kaynaklarının kuruması/kurutulması. Tabii ki tarımdaki ‘’şuursuzca-ilkelce’’ israf/kullanım. İklim değişikliğini de göz ardı etmemek şart…

200’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Burdur Gölü’nün çaresizliğine/hazinliğine duyarlı aktivistler, bugün “Su Orucu” tutacaklar bölgede. Ağıtlar yakılacak.

Fethiyeli Ahmet Günday’dan alıştığımız, “Sarı (da) Zeybek Şu Dağlara Yaslanır / Yağmur(da) Yağar Silahları Islanır(ben yandım)/Sarı(da) Zeybek İner Gelir İnişten/Her yanları parıldeyor(görünmüyor) gümüşten(ben yandım)’’ı söyleyecekler. Tolga Çandar’a da Sümer Ezgü’ye de çok yakışan ‘’Denizin Dibinde Haççam’’ı..

Bir yandan oruçla biriktirilmiş, yanlarındaki şişelerdeki su, ahali de kaplarla evlerinden getirdikleri; simgesel anlamda göle dökülecek. Maksat; gölü kurtarmaya yönelik girişimlere duyarlılık gösterilmesi. Burdur Gölü’nün yaşaması; zirai sulamadaki tasarrufa bağlı. Bunu anımsatacaklar.

 

***

 

Avrupa Çevre Ajansı(AÇA) Genel Müdürü Profesör Jacqueline McGlade’den şu uyarı:

“Su kıtlığına yönelik kısa vadeli çözüm: yüzey ve yeraltı suyu kaynaklarımızdan sürekli daha fazla miktarlarda su çıkarmak olmuştur. Bu kaynakların aşırı kullanımı ‘sürdürülebilir’ değildir. Geri kalan suyun kalitesi ve miktarı üzerinde olduğu kadar, bu suya bağlı olan ekosistemler üzerinde de ağır etkileri olmaktadır. Talebi azaltmalı, çıkarttığımız su miktarını en aza indirmeli ve bu suyun verimli kullanımını artırmalıyız.’’

İktidar; kuraklık yönetimi planlarını yaygın kullanmalı, kriz değil risk yönetimi düşünmeli, hayata geçirmeli. Su Tasarruf Seferberliğİ başlatmalı.

Burdur Gölü’nün, göllerimizin yaşaması; özellikle tarımsal sulamadaki tasarrufa bağlı!

SU, YAŞAM HAKKIDIR!

Bu yazı; 9 EYLÜL Gazetesi'nden alınmıştır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir