DENİZLER ÜLKESİNDE KAYIKŞOV!

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir deniz ülkesi varmış. 

Deniz ülkesiymiş ama kahramanları toprak kokan bir ülkeymiş burası. Toprağı sevmişler ve bir avuç toprak uğruna binlerce yıl savaşmışlar. Dağları delip çok uzaklardan gelmişler. Geldikleri yeri yurt bellemişler. Bu ülkenin çocukları “üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin…” diye başlayan masallarla büyütülürmüş. Ülkede herkes denizci tarihi ile gurur duyarmış. Barbaros Hayrettin adında bir denizci kahramanları bile varmış ama kimse neden kahraman olduğunu bilmezmiş. Bu ülkenin ataları, vakti zamanında, Akdeniz adında bir denizi ‘Türk Gölü’ haline getirmişler. Bir denizi göl haline getirmek, denize karadan bakanların bilebileceği bir şeydir. 

Nedendir bilinmez bu ülkede insanlar hep denize mesafeli durmuşlar… Denizi önemsememişler. Çöpleri için arıtma merkezi sanmışlar. Kirleşmişler ve üstelik suçu da kayıkla denize çıkanlara atmışlar. Bununla kalsa iyi, padişah türlü yollarla vergiler almış, kayıklar için barınaklara çok paralar istemiş. İnanmayacaksınız ama ülkenin bayrağını kayığına takmak bile yasakmış. 

İşte böyle bir ülkenin insanları denizin ötesindekini, gözlerinin göremediği yerleri hiç merak etmemişler. Merak edenlere “aman bu işe bulaşma, kayık sahibi olmak zenginlik işidir” demişler. Gel zaman git zaman bu ülkede bir kayıkshow yapmışlar… 

Efendim, yazıma büyüklere masallar ile başladım. 15-24 Şubat tarihleri arasında bu yıl altıncısı düzenlenmekte olan Avrasya Boatshow’dan bahsedeceğim. Biz İzmir’de tekne, yat, kotra, yelkenli; türü ne olursa olsun hepsine “kayık” deriz. Yani milyon dolarlık süper lüks yatınız da olsa, iki metrelik sandalınız da; Foça Balıkçılar Kahvesi’nde adı kayıktır. Simit’e gevrek, çekirdeğe çiğdem deriz ya işte denizde yüzen her şeye de kayık diyoruz. İşte ben de Boatshow’a, ‘Kayıkşov’ diyorum… 
 
Kayıkşovları seviyorum. Bir göz atan herkes, sevmek için bir şeyler bulacaktır, bu kayıkşovlarda. Hey erkekler! Süper teknelerin vitrininde duran uzun bacaklı mankenlerden bahsetmiyorum. Benimkisi, ufkun ötesine olan merak biraz, biraz da gitmek arzusu… Bir yerden kaçmak değil, bir yere varmayı istemek de değil. Yolda olmak arzusu… 

Kayığım yokken sadece teknelere girip hayallerime “dokunuyordum”. Evet, bütün o uzun bacaklı mankenlerin arkalarında duran teknelere dokunmuşluğum vardır. Size de tavsiye ederim. Gidin kayıkşova, tik ağacı, paslanmaz kromlar ve polyester parlaklığı sizin de içinizi ısıtacaktır. 

Kayıkşova basının ilgisi süperdi. Seneye gene düzenlenirse dikkat edin. Açılış gününün akşamı bütün televizyonlar en pahalı teknenin içindeki lüks konfor özellikleri mutlaka haber olacaktır. Üstelik şu benim uzun bacaklı manken hanımları da görebilirsiniz. Küçük tekneler, balıkçı kayıkları, şişme botlar… Aslında hepsi ufkun ötesini merak edenler için bir şekilde yeterlidir. Biz gazetecileri yadırgamayın lütfen, biz denizler ülkesinin kara tipi yazarlarıyız.

Yalnızca karacı yazarlar, muhabirler değil, karacı olan tüm Türklerin ilk isteği bir tekne sahibi olup yelkenleri açıp uzaklara gitmek değildir. “Ben önce arabamın modelini yükseltmeliyim. Sonra şu evin koltuklarını değiştireyim. Offf çok masrafım var. Yat işi bana göre değil, katım olsa da yatım olacak kadar zengin değilim” derler. Derler de ertelerler özgürlüğü… Ben de öyle diyenlerdendim. 

Derken bir tesadüf, ikinci el araba fiyatına tekne sahibi oldum. Cesaret işte, hem de (karacıların deyimiyle) cahil cesareti. Bunun barınma sorunu var, bakımı var, malzemeleri pahalı… Çok derdi var, yani. Bereket elimden biraz iş geliyor. Zamanla bunları biraz ucuza maletmeyi başarabildim. Sonra bir gün yorgun bir akşam sigara tüttürürken elimdeki sigaraya daha fazla masraf yaptığımı fark ettim. Bizim otoparka gözüm ilişti. Evet, otoparktaki araba marka modellerine bakarsanız bizim sitede herkes tekne sahibi olabilir. Milyon dolarlık tekne sahibi olmanıza gerek yok ki, biraz yaşlıca, biraz küçükçe bir tekne neden olmasın? Arabamı servise götürdüğümde yağ kontrolü için beş lira alıyorlar. Bizim kayıkta yağına ben bakarsam beş lira cebimde kalıyor. Yani aslında özgürlüğü ertelemenin gerekçesi ne maliyet ne eziyet olmamalı. Bunlar ancak bahane olur. Hadi özgürlüğü ertelemeyeyim, derseniz siz benim yaptığımı yapmayıp ve önce düşünüp sonra hareket edin. 

Öyleyse önce Amatör Denizcilik Federasyonunun resmi sitesine girip dile getirilen sıkıntılara bir göz gezdirin bakalım. Mavi kart sorunu, barınak yetersizliği, marina fiyatları, ruhsat harçları ve bayrak sorunu… (Bayrak sorununu çözebilirseniz bana da lütfen anlatın.) 

Kayıkşov’dan bir tekne beğendiniz ve pazarlık masasına oturdunuz da hemen önünüze “vergiler hariç fabrika teslim” diye bir konu çıkıyor. Hadi diyelim ki, Fransa’dan kendiniz teknenizi getireceksiniz; ya vergiler… Teknenin üçte bir fiyatı kadar ilave vergi vermeniz lazım. İlave vergiyi verecek kadar bütçeniz yoksa daha küçük ve belki ihtiyacınıza cevap vermeyecek nitelikte bir tekne almanız lazım. İlla Türk Bayraklı tekneye bineceğim diyorsanız elbette. 

Bayrak benim için bir zorunluluk değil derseniz sıfır teknenizi yabancı bayraklı kullanabilirsiniz. Hem de bizim bayrağımıza göre bedava sayılabilecek fiyatlara. Bizim işçimizin, bizim tersanelerinde ürettiği ve bir vatandaşımıza sattığı tekne sırf bu yüzden bizim marinamızda yabancı bayraklı olabiliyor. 

Peki, benim gibi sıfır tekne alacak bütçeniz yoksa ne olacak? İkinci el tekne alacaksınız tabiiki. Bunda eğer Türk Bayraklı bulabilirseniz süper. Ama tekne yat piyasası biraz daha uluslararası bir piyasa olduğu için, genelde tekneler yabancı bayraklıdır. Gönlünüze göre bir tekne buldunuz hem de güneyde bizim marinalardan birinde, üstelik sahibi de Türk… Siz de vergisini verip Türk Bayrağına geçirecek öyle kullanacaksınız. Olmaz! Durun, şaşırmayın. Ülkemizde ikinci el yabancı bayraklı bir teknenin Türk Bayrağına geçmesi, mevzuatımız gereği mümkün değil.     

Bayrak sorunu gibi çözemediğimiz birçok sorun var. Bence bizim bu sorunları çözemememizin nedeni bizim kara tipi bir millet olmamızdan kaynaklanıyor. Birçoğumuz için deniz, bir ihtiyaçtan çok, yaz gelince kıyısında, üstümüze kozmetikler sürüp bronzlaştığımız şezlongtan öteye geçemiyor.

Bütün bu yazdıklarımdan sonra hala caymadıysanız, kayıkşovun tadını çıkarmaya başlayabilirsiniz. Tekne fiyatlarına takılmadan şu sorunun cevabını bulmaya çalışın: “Nasıl bir tekneye ihtiyacım var?” Bu sorunun cevabı herkese göre değişiktir. Bulacağınız cevap, sizin cevabınız olacağından önemlidir. Yelken dergilerine alışın. Amatör Denizci Belgesi alın. Eğer tekne sahibi arkadaşınız yoksa “en iyi tekne arkadaşımın teknesidir” diyerek böyle bir arkadaş edinin. Sonrasında belki tekne kiralayabilirsiniz. Bol bol kitap okuyun. Editörümüz müdahale etmediği sürece de benim köşemi kaçırmayın. 

Denizler ülkesinde kayıkşov devam ederken gökten üç elma düşmüş. Birisi kayıkşovun çatısına, birisi bu masalı anlatanın başına, birisi de inatla denize bakanların başına. 

Denizleriniz sakin, rüzgarınız bol olsun.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir