BAŞKAN!..

 

BAŞKAN!..

Kıramayacağı dostları araya girdi.
Mutlaka “Başkan” olmasını istiyorlardı.
Oysa o çok sevdiği mesleği “gazetecilikten”
fazlasıyla hoşnuttu.
Netice itibarıyla ikna ettiler.
O da artık Belediye Başkan adayıydı.

***
Kampanya yürütmesi gerekiyordu.
Seçim bürosu tutacak durumda değildi.
Oysa güçlü rakipleri plazalardaydı.
Lüks ofislerde çalışıyorlardı.
Büyük bütçelerle propaganda yapıyorlardı.
O; kentin sokaklarında caddelerindeydi.
Tek başına broşürlerini dağıtırken
fotoğrafları çıkmıştı.

***
Seçim geldi çattı.
Kazanmıştı…
Artık Belediye Başkanı’ydı…
İlk işi; en sevdiği özlü sözlerden birinin
yazılı olduğu büyük boy fotoğrafı odasına asmak oldu.
Yanına giren herkes onu okumadan edemiyordu.
Benjamin Franklin meseliydi:
‘’Hayatı seviyor musunuz?
Öyleyse zamanı israf etmeyiniz,
çünkü hayat ondan yapılmıştır!’’

***
“İnanarak…
Herkes düşüncelerini korkmadan söylesin.
Herkes geçmişin hesaplarını unutsun.
Herkes ortak akılda buluşsun.
Herkes arzuladığı huzuru bulsun.
Herkes sevdiğiyle yaşamı paylaşsın.
Her şey yaşama sarılmayı sağlasın.
Her şey iyi geleceğin işareti olsun.
Her şey sevgileri yüceltsin.
Her şey yeni hayalleri yaratsın.
Her şey yokluğu kaldırsın.
Her şey kötülüğü, çirkinliği bitirsin.
Her şey şeker tadında, rüya güzelliğinde iz bıraksın.”
Başkan’ın mottosuydu!..

***
Bütçe dengesi çok önemliydi.
Bütün belediyeler gibi onunki de sıkıntılıydı.
Büyük borçlar söz konusuydu.
Yılacak yapıya sahip değildi.
William Shakespeare’in ünlü sözü aklından hiç çıkmazdı;
‘’Korkaklar binlerce kez ölür.
Cesurlar bir kez ölür!..’’

***
Mali durumu düzeltmeye koyuldu hemen, düzeltti de.
Kendinden önce ki dönemlerde
bazı yöneticilerin şirketlerden elde ettiği
haksız kazançları tahsil ettiği köşe yazarlarına konuydu.
Şişkin kadroları da asgariye indirdi.
‘’Bankamatikçi temizliği’’ diye
manşetler atıldı yerel gazetelerde.
Görevi süresinde meclis üyeleri de
-komisyon toplantıları dışında-
belediye gelemezlerdi.
Öyle iş takibi vs. asla yapılmazdı.
Kimsenin bir yakınını aracı yapmasına gerek
duymadığı hizmet anlayışı vardı.

***
En sevdiğiydi sorumluluk bölgesinde
tek başına korumasız, şoförsüz dolaşmak!
Bir gece çöp kamyonunu çalışır,
farları yanık vaziyette park halinde gördü.
Üç personel karşı lokantada yemekteydi.
Duruma tahammül edemedi.
Zaten aracın anahtarı da üzerindeydi.
Geçti direksiyona aracı garaja götürdü.
Personel aracı bulamayınca çalındı
diye ortalığı ayağa kaldırdı.
Biraz sonra amirleri aradı;
‘’Gelin kamyon garajda, Başkan getirdi!’’

***
Bir sabah makamına geldi..
Kendisine aktarılan şikayeti inceleyecekti.
İlgili birime bizzat kendi gitti.
Ne memurlar, ne şef, ne de müdür
daha gelmemişti.
Oysa mesai çoktan başlamıştı.
Kilit üzerindeki anahtarı aldı.
‘’Müdür geldiğinde yanıma gelsin,
anahtarı benden istesin’’ dedi.
Efsane gibi anlatılır hala bu hadise.

***
Rüşvete karşı amansızdı.
Hassasiyetle üzerine gidilmesinden yanaydı.
8 rüşvet ve zimmete geçirme
operasyonunu bizzat gerçekleştirdi.
Bunların aralarında öğrencilerin burs paralarını
iç edenler, zabıtalar vardı.
Hiçbir personelin gözünün yaşına bakmadı.
Adı ‘’Detektif Başkan’’a çıktı!
Yine bir gün bir kafe sahibi
ruhsata aykırı batar kat çıktı işyerine.
Şikayet eden apartman sakinlerine de
‘’Ben başkanı 5-6 milyara hallederim’’ dedi.
Bunu duyduğunda kafeye gitti, patron yoktu.
Bekledi gelsin diye saatlerce, gelemedi patron bir türlü.
Ertesi gün de apar topar kafe taşınmıştı!..

***
Emeğe, fikri üretime saygılıydı.
Örneğin; korsan CD’cilerle mücadelesi amansızdı.
Yine bir gün ilçe sınırları içinde polis ve zabıta tarafından ele geçirilen yaklaşık 15 bin CD’yi, belediyenin iş makinelerine ezdirerek imha ettirmişti.
Kültür Bakanlığı Telif Hakları Daire Başkanlığı
da törenle plaket vermişti Başkan’a…

***
Kitap okumayı çok severdi.
Okumaları konusunda personelini,
dostlarını, çevresini teşvik etmek; özel uğraşısıydı.
Ona göre kitap; eline aldığın vakit yeni
bir şehri keşfe çıkan seyyah yapardı insanı.
Aydınlığa götürürdü o kitabın yaprakları okuyanı!
Dolayısıyla döneminde kültürel,
sanatsal etkinlikler sıkçaydı.

***
Sevimli bir anekdot daha ekleyelim.
Yıllarca belediyenin kentin yokuşlu
mahallerinin çöplerini küfeleriyle
toplayan ‘’kadrolu eşekleri’’ vardı.
Bir ‘’Haycan Dostu’’ olarak çok üzüldüğü bu ilkel duruma kesin çözüm getirdi.
Törenle üç balya saman karşılığı eşekleri emekli etti!
Onları Manisa Spil Dağı zirvesinde yaşayan
Yılkı atlarının yanına gönderdi!
“Herkes doğayı, hayvanları daha çok sevsin.” derdi hep.

***
Belediyeler halka en yakın yönetim birimidir.
31 Mart’ta da seçimler var.
Belediyelere;
İçten, mantıklı düşünme yetisi gelişmiş,
Hizmet ettiği insanlarla temas halinde.
Onlardan kopuk olmayan, değerleriyle barışık,
bunu da içtenlikle yapan..
Rantla ismi anılmayan.
Yaşama dair ne varsa belediyesinde karşılığı olan.
Herkese dokunan projeleri (özellikle kadın
gençler ve çocuklarla ilgili olanları)yaşama geçirecek.
Yukarıda anektodlarıyla özelliklerini anlattığımız;
‘’Başkan’’ Erdal İzgi gibi Başkan-lar’a ihtiyaç var!..

***
Edip Cansever der ya;
“Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir.”
Halkıyla gülen, halkıyla üzülen mütevazılık simgesi başkanlara ihtiyacımız var.
Çok mu şey istiyoruz seçerken!..

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir